
Ben bunu nasıl öğrendim?
Seher Günaydın'ın kaleminden dökülen bu metin; çocuklardaki kendini savunamama ve boyun eğme gibi durumların basit bir özgüven eksikliğinden ziyade, duyguların zamanında yeterince kapsanmaması ve öğrenilmiş çaresizlikten kaynaklandığını belirterek, çocuğun yeniden güçlenebilmesi için ona sadece "kendini savun" demek yerine duygularının anlaşılmasına ve eylemlerinin bir etkisi olduğunu deneyimlemesine ihtiyaç duyduğunu vurguluyor.
Yaşanılan olumsuzluklar karşısında verilemeyen tepkiler, kendini savunamama, boyun eğme…..
Tüm bu haller karşısında hissedilen çaresizlikler. Yaşanılan durumlara bakıldığında bunlar çocuklarda çekingenlik ya da özgüven eksikliği olarak değerlendirilirsede aslında altında yatan ihtiyacın duyguların zamanında yeterince zihinde tutulmaması ve kişinin zamanla etkili olabileceğine dair inancını yitirmesi olarak ortaya çıkabilir.
Bion burayı revri (rêverie) kapasitesi üzerinde açıklar, çocuğun henüz ham ve düzenlenmemiş duygularının bakım veren tarafından zihinsel olarak alınması ve anlamlandırılmasıyla ilgilidir. Çocuk öfkelendiğinde, korktuğunda ya da incindiğinde bu duyguların bir yetişkin tarafından “tutulması” ve düzenlenmesi, çocuğun zamanla kendi iç dünyasını da düzenleyebilmesini sağlar.
Eğer bu duygusal düzenleme yeterince gerçekleşmezse, çocuk kendi duygularını anlamakta ve onlarla ne yapacağını bilmekte zorlanabilir. Bu noktada yalnızca öfkeyi ifade etmek değil, öfkeyi zihinde taşıyabilmek de gelişmemiş olabilir. Böyle bir iç örgütlenmede çocuk, tepki vermek yerine geri çekilmeyi seçebilir.
Öğrenilmiş bir taraftan da burayı açıklamak mümkündür.
Tekrar eden deneyimlerin kişinin “ne yaparsam yapayım değişmiyor” inancını geliştirmesiyle ortaya çıktığını söyler. Çocuk geçmişte kendini ifade ettiğinde duyulmadığını, sınır koyduğunda sonuç alamadığını ya da kendini korumaya çalıştığında desteklenmediğini deneyimlediyse, zamanla aktif olmanın anlamını kaybedebilir.
Bu iki süreç çoğu zaman birbirini besler. Duyguları zihinde yeterince taşınamayan çocuk, yaşadığı deneyimleri anlamlandırmakta zorlanır; tekrar eden etkisizlik deneyimleri ise “zaten bir şey değişmez” inancını güçlendirir. Böylece dışarıdan bakıldığında pasiflik gibi görünen durum, aslında hem duygusal düzenleme kapasitesinin hem de etkili olma inancının zayıflamasıyla ilişkili bir ruhsal örgütlenmeye işaret eder.
Bu nedenle çocuğa yalnızca “kendini savun”, “tepki ver” ya da “karşılık ver” demek çoğu zaman yeterli olmaz. Çünkü mesele yalnızca davranış değil; duygunun zihinde tutulması, anlamlandırılması ve kişinin kendi eyleminin bir etkisi olabileceğini deneyimlemesidir.
Çocuğun yeniden güçlenebilmesi, hem duygularının anlaşılması hem de davranışlarının dünyada bir karşılık bulduğunu yaşayarak öğrenmesiyle mümkündür.