Sessizliğin ardındaki benlik

Seher Günaydın'ın kaleminden dökülen bu metin; toplum tarafından övülen "uslu ve uyumlu çocuk" imgesinin genellikle çocuğun sevgi görebilmek adına kendi ihtiyaçlarından vazgeçerek geliştirdiği sahte bir kendilik olduğunu belirterek, bu sessizliğin bir uyumdan ziyade konuşmanın güvenli olmadığını öğrenmenin ağır bir ruhsal çığlığı olduğunu vurguluyor.
sessizlik çoğu zaman olgunluk, usluluk ve uyum göstergesi olarak değerlendirilir. okulda öğretmeni yormayan, söz dinleyen öğrenci; evde verilen her görevi yerine getiren, itiraz etmeyen "uslu çocuk" çoğunlukla övgüyle karşılanır. oysa bu sessizlik, her zaman ruhsal iyilik halinin değil, kimi zaman çocuğun ilişkiyi sürdürebilmek adına kendi ihtiyaçlarından vazgeçmesinin bir göstergesi olabilir.
çocuk, bakım verenle kurduğu ilişki içinde kendilik algısını geliştirir. eğer sevgi, kabul ve ilgi; çocuğun sessiz, uyumlu ve beklentileri karşılayan davranışlarına bağlanıyorsa, çocuk zamanla kendi arzu ve duygularını geri plana iterek ilişkiyi korumayı öğrenebilir. Böylece "iyi çocuk" kimliği, gerçek kendiliğin doğal bir ifadesi olmaktan çok, kabul görebilmenin koşulu haline gelir.
Winnicott'un tanımladığı sahte kendilik (false self) kavramı tam da bu noktada anlam kazanır. çocuk, çevrenin beklentilerine uyum sağlayabilmek için gerçek duygu, öfke, merak ve isteklerini bastırabilir. dışarıdan bakıldığında sorunsuz görünen bu uyum, iç dünyada duyulamayan bir çığlığa dönüşebilir. Sessizlik, bazen konuşamamanın değil, konuşmanın güvenli olmadığına dair erken bir öğrenmenin sonucudur.
bu nedenle toplumun övgüyle karşıladığı "uyumlu çocuk" imgesi, çoğu zaman görünmeyen bir ruhsal maliyet taşır. hayat, çevresindekiler için kolaylaşırken, çocuk kendi iç dünyasında ağır bir yük taşımaya başlayabilir. çünkü onun sessizliği, çoğu zaman anlaşılmış olmanın değil, kendisi olmasına yeterince alan tanınmamasının sonucudur.
asıl soru şudur: çocuğun gerçekten ne istediğini, nasıl hissettiğini ve kim olmak istediğini görebiliyor muyuz? yoksa onu, bizim istediğimiz biçimde olması için mi şekillendiriyoruz? çocuğun öznel deneyimine alan açılmadığında, kabul edilen onun kendisi değil; yalnızca beklentilerimize uyum sağlayan yönü olur. işte sessizliğin büyük çığlığı da tam burada duyulmayı bekler.
