Seans odasında rüyalarla çalışmak

Zeynep Yılmaz'ın kaleminden dökülen bu metin; rüyaların seans odasında yalnızca uykuda görülen imgeler olarak değil, kişinin aktarım, sansür ve hatırlama biçimleriyle bilinçdışını, arzularını ve ilişki kurma tarzını şimdi ve burada nasıl yansıttığını vurguluyor.
Seans odasına geldikten sonra rüya, artık sadece gece görülen rüya değildir. odada seslendirilen rüya, görülen rüyanın birebir kopyası değil, hatırlanan, seçilen, unutulan ve kelimelere dökülen halidir.
sanılanın aksine önemli olan sadece rüyanın içeriği değildir. rüyanın nasıl anlatıldığı da içeriği kadar konuşur. kişi bazen en çarpıcı sahneyi unutur, bazen önemsiz bulduğu bir ayrıntıya takılır, bazen sırayı değiştirir, bazen “saçma bir şeydi” diyerek anlatmadan geçer. tam da burada bilinçdışının izi belirir. özne, neyi nasıl söylediğiyle de konuşur. neden unuttu? neden detaylarda geziniyor? neden önce ve sonrası değişti? neden anlatmadı?
seans odasında anlatılan rüya ile gece görülen rüya arasındaki fark gerçekten tesadüf müdür? neden öyle hatırlarız? “hatırlama” bir kayıt cihazı gibi işlemez. rüya, sabah uyanıldığında yeniden kurulur. seans odasına kadar ise belki birkaç kez daha şekillenir. anlatılırken bazı yerler sansürlenir, bazı yerler parlatılır, bazı boşluklar korunur. yalnızca neyi sakladığımızı değil, neyi söylemeye yaklaştığımızı da gösterebilir. çünkü rüya sadece sansür değil, hakikate yaklaşım biçimi de olabilir.
peki, neden her anlatıda başka bir rüya ortaya çıkar? sabah farklı, bir arkadaşa anlatırken farklı, seans odasında farklı. çünkü rüya yalnızca uyku sırasında oluşmaz; aktarımın içine de girer. yani kişi rüyasını, o anda kime anlattığından bağımsız anlatmaz.
analistin varlığı.
odanın atmosferi.
söylenemeyenler.
beklentiler.
çekingenlikler.
hepsi rüyanın anlatılış biçimine dokunur
bu yüzden seans odasında rüya önemlidir. rüya sadece “gecede ne oldu?”yu değil, “şimdi burada ne oluyor?”u da gösterir. kişinin arzusu, korkusu, eksik bıraktığı cümleleri ve ilişkilenme biçimi rüyanın anlatımında belirir.
rüya uyurken görülür, konuşulurken kendini ele verir.
İlgili Yazılar
Bazı eşyalar yas tutar
Dilara Sena Özbek'in kaleminden dökülen bu metin; yas sürecinde kaybedilen kişiyle bağın koparılmak istenmemesi sonucu ortaya çıkan "bağlantı nesnesi" kavramını açıklayarak, bu eşyaların ölümün gerçekliği ile ilişkinin devamlılığı arasında bir köprü kurduğunu ve nesnenin yas sürecindeki işlevinin kişinin iç dünyasındaki yansımalarına göre şekillendiğini vurguluyor.

Terapi odasındaki görünmez misafir: “aktarım”
Öykü Kapoğlu'nun kaleminden dökülen bu metin; bireylerin geçmişteki çözülmemiş acılarını ve tanıdık ilişkisel örüntülerini bugünkü ilişkilerine yansıttığı "aktarım" kavramını açıklayarak, terapi odasının bu bilinçdışı tekrarları fark edip anlamlandırmak için nasıl güvenli bir ayna görevi gördüğünü vurguluyor.

Drop-out
Mert Gökdeli'nin kaleminden dökülen bu metin; terapideki aniden bırakma (drop-out) durumunun basit bir isteksizlik ya da başarısızlıktan ziyade, danışanın kendi bilinçdışıyla ve bastırdığı gerçeklerle yüzleşmesinin yarattığı sarsıntıya karşı benliğini koruma çabası olduğunu belirterek, bu ayrılışların çoğu zaman kişinin kendi hakikatine en çok yaklaştığı anları işaret ettiğini vurguluyor.