Terapi odasındaki görünmez misafir: “aktarım”

Öykü Kapoğlu'nun kaleminden dökülen bu metin; bireylerin geçmişteki çözülmemiş acılarını ve tanıdık ilişkisel örüntülerini bugünkü ilişkilerine yansıttığı "aktarım" kavramını açıklayarak, terapi odasının bu bilinçdışı tekrarları fark edip anlamlandırmak için nasıl güvenli bir ayna görevi gördüğünü vurguluyor.
İki insan bir odada karşılıklı oturur; biri anlatır, diğeri dinler. ancak bir süre sonra içerideki kalabalık artmaya başlar. danışan, sandalyesinde tek başına oturuyor gibi görünse de aslında çocukluğunun tüm kırgınlıklarını, babasının sert bakışını, annesinin sessiz terk edişlerini de o odaya getirmiştir. ve an gelir, karşısındaki terapiste bakarken artık sadece terapisti değil, geçmişinden de bir parçayı görmeye başlar. işte aktarım, belki de bir çeşit zamansal kaymadır. geçmişin, bugünün maskesini takarak sahneye yeniden çıkmasıdır.
bizler hayatın içinden sürekli aktarımlar yaparız. sevgilimizde bizi koşulsuz sevecek bir anne arar, patronumuzun gözünde bizi nihayet onaylayacak o katı babayı bulmaya çalışırız. bazen de çocukluk senaryolarımızı yeniden yazıp bu sefer mutlu sonla bitirme çabasıyla, sık sık aynı karakter özelliklerine sahip partnerleri seçeriz. bilinçdışımız, tanıdık olan o eski acıyı rehber edinerek bizi hep aynı dekorların önüne fırlatır. fakat dış dünyadaki ilişkiler bazen bu görünmez misafiri taşıyamaz. taşınamayan roller altında bağlar kopabilir, hayal kırıklıkları yaşanabilir. insan, hayatın içinde neyi, neden tekrarladığını anlamadan aynı döngünün içinde dönüp durur.
terapi odası ise bu tekrarlayan döngüyü fark etmek ve tanımak için bir alandır. danışan, terapistine bazen derin bir hayranlık duyar, bazen de ondan nefret eder; kendisini yargıladığını, küçümsediğini ya da terk edeceğini sanabilir. içsel dünyasındaki o eski çatışmalar odadaki ilişkiye sızar. terapist, kişiye bir ayna olduğunda, danışan ilk kez kendi aktarımını farklı bir açıdan değerlendirebilir. "ben şu an terapistime mi öfkeliyim, yoksa çocukken hiç duyulmayan o küçük çocuğun çaresiz kalışının öfkesini mi yaşıyorum?" sorusu belirdiği an, farkındalığın ilk ışığı odayı aydınlatır.
İlgili Yazılar

Drop-out
Mert Gökdeli'nin kaleminden dökülen bu metin; terapideki aniden bırakma (drop-out) durumunun basit bir isteksizlik ya da başarısızlıktan ziyade, danışanın kendi bilinçdışıyla ve bastırdığı gerçeklerle yüzleşmesinin yarattığı sarsıntıya karşı benliğini koruma çabası olduğunu belirterek, bu ayrılışların çoğu zaman kişinin kendi hakikatine en çok yaklaştığı anları işaret ettiğini vurguluyor.

Seans odasında rüyalarla çalışmak
Zeynep Yılmaz'ın kaleminden dökülen bu metin; rüyaların seans odasında yalnızca uykuda görülen imgeler olarak değil, kişinin aktarım, sansür ve hatırlama biçimleriyle bilinçdışını, arzularını ve ilişki kurma tarzını şimdi ve burada nasıl yansıttığını vurguluyor.

Neler oluyor bize?
Burak Şensöz'ün kaleminden dökülen bu metin; toplumsal güven kaybı ve sosyolojik çürümeye dikkat çekerek, bireylerin günlük hayatta adaleti ve liyakati benimseyip "ben"den "biz"e geçiş yapmasının toplumsal restorasyonu sağlayacak mikro devrimler için en temel çıkış yolu olduğunu vurguluyor.